Bu satırları şu anda yeni bilgisayarımla yazıyorum sevgili okur, bir nesneyi ilk gördüğünde insanın gözünü alan o parlaklık varya, ne müthiş bişidir o öle, beyaz kuğular dans ediyor ekranda, zamanla bu da solacak, ama olsun şimdillik pek güzel. Arapça klavye ve kaplumbağa hızından sonra alışması biraz zor oluyor ama. Daha iç açıcı şeyler yazmayı umuyorum bundan sonra yeni dostumla.
Son birkaç gündür, mail kutusunu boşaltırken, bikaç yıl önce attığım e-postaları okudum, kargama ve kankime yazmışım bolca, günden güne nasıl bir moda sürüklendiğimi kendi gözlerimle gördüm. Gittikçe bir mallaşma, kendini dünyadan soyutlama halleri var, ve işin garibi hayata karıştığını düşünürken sen ve etrafındakiler. Mutluymuşum ben be düpedüz bir dönem, hiçbişi olmasa da hayatta gün doğumu için bile uyanmaya değer diyomuşum bir zamanlar.
Ağlak bişi olmuşum şimdilerde, dün bir sinema filmi izliyorum, Cennetin Çocukları, dayanamadım yarım bıraktım, çünkü yüreğim ağzımda ağladım ağlicam, nasıl bir hassas bişi olup çıkmışım. Normalde izleyemediğim şeyler var, Nazi Almanya'sını anlatan hiçbir film ya da belgesele dayanamam mesela, kalbim sıkışır, düğüm düğüm olur boğazım ama bu kadarı da fazla artık dedim. Neyse ki şu Yaprak Dökümü'nü filan izlemedim, nolurdu benim halim acep.
Şu dakikadan sonra karar aldım, çıkıcam bu Genç Werther'in Acıları modundan, bi daha öyle hüzünlü yazılar şiirler yazmicam, yazanlara harikasın, muhteşemsin, ne de güzel acıların var, aynı ben diye iltifat da etmicem, şu andan itibaren değişecem. Mümkün müdür, mümkündür be hacı. Ya dünya değişecek ya ben seçeneğinden daha olası olan benim dünyamın değişmesi sanırım. Eğer ben burda yine sızlanır, acılı ezme tadında şeyler yazma şuursuzluğunu da gösterirsem sakın ha beğenme sakın okur, sakın ha.
Edebiyatta bir kariyer hedefim yok, ne bir Hasan Hüseyin olmak istiyorum, ne de Edip, istesem de olamam zati. Ama ben İsmail olmak istiyorum sayın okur, o da kim di mi şimdi. Kendisini gıyabında tanısam da henüz, sevgilisinin bir başkasına aşık olduğunu öğrendiğinde boynuz takıp kendisiyle dalga geçebilen, o haliyle gidip bi bara keyifle içebilen bir adam kendisi. Sıfır egoya erişmek için hayatı olduğu gibi kabullenme başarısını gösteren bir zatı muhterem. Maceralarını dinledik bolca şimdiye kadar, ilk hedefim Hindistan'a gidip tanışmak kendisiyle, ya da artık nereye gittiyse.
İnsanın olayları kontrol etmesi mümkün değil, bunu bizzat yaşayarak gördük di mi sevgili okur, ama duygularını kontrol edebilir insan, bunu da yaşayarak görecez işallah.

4 yorum:
Waoowww ve benzeri sesler de çıkarma, sırf beni sinir etmek için bile olsa.:))
Yani, tebrik ederim.. Şu halinden çıkmak için seçtiğin örneğe bak: Boynuz takan İsmail. Ne diyeyim ben sana.. Mıymıyın yanına git, biraz eğitsin seni, Platonun okulu misali.:))
Sen yaşlanıyosun bence Avram, her bişeye kızıyosun, yeni nesil sözcüklere tahammülün kalmamış baksana :) Nası güzel bir sözcüktür o vaoww..ne var yanii :)
Ya İsmail bildiğin gibi değil, boynuz dışında vukuatları da var, hayranlıkla takip ediyorum kendisini. Mıymıy'ın da idolü üstelik :)
Yeni nesil sözcük?? Git, idam mangasının önünde, direğe yaslan.
Neresini düzelteyim ki ben bunun..
Aynı şeyi söylüyorum: Seçtiğin idole bak. Pehhh..
Yaşlı lafını da iade ederim. Hayır, fazlasını yazacağım, adım huysuzdan terbiyesize terfi edecek, olmayacak.
:))
Sen uyma bana Avram sen uyma :)
Bu reenkarnasyon denen şey doğruysa, ben senden daha yaşlı olabilirim, alınma hemen yahu :)
Ayrıca benim İdolum bu kadar oluyor Avram napim :)
Yorum Gönder