Ben genelde arkadaşlarımı birbiriyle otogarlarda tanıştırıyorum, bana kalsa hiç tanıştırmicam da insan bazen mecbur kalıyor. Bundan 5 yıl önce işyerinden en yakın arkadaşım Z ile ( burda kendisinden çiçeğim olarak bahsetcem), en yakın arkadaşımın arkadaşı olup sonradan hayatımda yapı taşı olan kargam ve ben bir seyahate çıkıcaz. ( allamm polisiye roman yazıcam hissine kapıldım bir an ).
Biz çiçeğim'le konuşuyoruz, bi tatil yapsak çok bunaldık işyerinde diye, ben diğer yandan karga'yla da plan yapıyorum ( kargam bi gün topuğuna sıkacak birisi diyo ama ) , rock'n coke var gitsek mi acaba diye. Sonra ikisini birleştirip, önce Ağva'da birkaç gün tatil, sonra da 2 gün konser çılgınlığında karar kılıyoruz. Ama aklımdan geçmiyo değil, bunlar birbirini sevse hiç değilse.
Organizasyon işini bana bırakın diyorum her zaman ki cengaverliğimle, neyse ki çiçeğim akıllı Ağva'da oteli o ayarlıyor. Neyse aldık efenim biletlerimizi buluştuk otogarda, akşam 11 de binicez otobüse, çiçeğimle kargamı tanıştırıyorum, o da ne birbirlerine siz diyolar yahu, normalde nasıl deli iki tip orda bi hanım hanımcıklar. Eyvah diyorum bu tatil bitmez, siz ne yahuu.
Saat sabah 04:30, İstanbul'dayız, benim organizasyon buraya kadar, bundan sonrası mı ?
Servis arıyoruz önce, Üsküdar'a kadar var neyse ki, bindik gittik, ama Ağva'ya giden otobüsler Harem'den kalkıyomuş. Üsküdar'da indiğimiz yerde sağda bir cami, heybetli bir yapı, orda atmaya başlıyorum, bakın burası sultan II.Mahmud zamanında ( yoksa Ahmet miydi ) inşa edilmiş, şöyle tarihi böyle inanılmaz bi yer diye. Amacım şirinlik yaparak ne bu plan demelerinin önüne geçmek. Ama kardeşim suç sadece benim mi, siz nie demiyosunuz, 11 de binilip gidilir mi diye. Tamam kabul ediyorum kargam programı bana faksla dedi, ama ben öyle yoğunum ki herşey ok diyip sürekli geçiştirdim.
Neyse ordan atladık bi taksiye gittik Harem'e, o saatte kimsecikler yok, sokakta kediler, bikaç açık büfe ve biz. Büfeler açık ama insanlar uyuyor, gidip uyandırdık birini, çay istiyoruz diye. Üstümüzde incecik tişörtler, kimse yanına kalın bişi almamış, kalını geçtim kolu olan bişey olsa, herşey askılı, bir de yağmur başlamasın mı, donuyoruz ama nasıl. Gidip bir saçak altı bulup sığındık oraya, zaman nasıl yavaş akan bişi ya, o an anladım inan.
Sabah saat 8 de ilk otobüs, o saate kadar yapabildiğim geyiği yaptım, bütün olumsuzluğa rağmen ekip canavar, abi ısındı bu ikisi birbirine, ee böyle zor zamanlar lazımmış demek ki dedim. Sonra güneş doğmadı tabi o sabah, sisli puslu bi hava, ama neyse ki sağ salim binip gittik otelimize.
Orda inanılmaz keyifli 3 gün geçirdik, yağmur 3 gün boyunca yağdı, zaman zaman ara verdi, sonra daha şiddetli başladı, ahşap evlerde çatıya değen o suyun sesi varya, taa iliklerimizde.
Tabi ben prenses Pocahantes olarak, cibinlikli yatağı seçtim uyumak için, diğerleri kaderine razı. Elime aldım kitabımı tadını çıkardım o anın. Sonra nehirde bisiklete binelim dedik, yolda nası güzel elma ağaçları var, benim canım elma çekti dedim, yanaştık bir bahçeye doğru, tam alıcaz elmayı, bir tane köpek koşa koşa geliyor üstümüze, bir kaçışımız var sormayın. Çiçeğim kaptan, ama kağıt üstünde, dondu kaldı, korkudan hiçbişey yapamıyor. Dalga geçiyoruz deniz bisikletini kullanamayan insana kim kaptanlık verdi len diye. Kargam kurtardı bizi neyse ki, soğukkanlılığıyla.
İstanbul'a konsere gelicez, çiçeğim bindiğimiz minibüsün aynasında makyaj yapıyor, tabi alışık değil halk, çektik aldık deli misin sen herkes bize bakıyor, bizimki bir rahat görmeyin. İstanbul kısmı ayrı macera, konsere gittik ama herkes Beyoğlu'nda, zar zor yetişiyoruz merakla beklediğimiz grupların konserlerine bile. Placebo için gitmiştim ben oraya, diğerleri çok da mühim değil diyorum, Brian Molko çıktığında sahneye hipnotize olduğumdan adama, donup kaldım , ondan sonrasını hiiçç hatırlamıyorum. Bir ara ama, lunapark kurmuşlar oraya, ranger'ın üstünde çığlık çığlığaydık onu hatırlıyorum, e kafa güzel.
Sonra tabi meşhur ismimi aldım, karga. Hani bi söz varya kılavuzu karga olanın diye...Ordan işte ismim. Kargamın kargalığı da başka bir şahane organizasyondan, e boşuna mı demişler, bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.
Organizasyon işini bana bırakın diyorum her zaman ki cengaverliğimle, neyse ki çiçeğim akıllı Ağva'da oteli o ayarlıyor. Neyse aldık efenim biletlerimizi buluştuk otogarda, akşam 11 de binicez otobüse, çiçeğimle kargamı tanıştırıyorum, o da ne birbirlerine siz diyolar yahu, normalde nasıl deli iki tip orda bi hanım hanımcıklar. Eyvah diyorum bu tatil bitmez, siz ne yahuu.
Saat sabah 04:30, İstanbul'dayız, benim organizasyon buraya kadar, bundan sonrası mı ?
Servis arıyoruz önce, Üsküdar'a kadar var neyse ki, bindik gittik, ama Ağva'ya giden otobüsler Harem'den kalkıyomuş. Üsküdar'da indiğimiz yerde sağda bir cami, heybetli bir yapı, orda atmaya başlıyorum, bakın burası sultan II.Mahmud zamanında ( yoksa Ahmet miydi ) inşa edilmiş, şöyle tarihi böyle inanılmaz bi yer diye. Amacım şirinlik yaparak ne bu plan demelerinin önüne geçmek. Ama kardeşim suç sadece benim mi, siz nie demiyosunuz, 11 de binilip gidilir mi diye. Tamam kabul ediyorum kargam programı bana faksla dedi, ama ben öyle yoğunum ki herşey ok diyip sürekli geçiştirdim.
Neyse ordan atladık bi taksiye gittik Harem'e, o saatte kimsecikler yok, sokakta kediler, bikaç açık büfe ve biz. Büfeler açık ama insanlar uyuyor, gidip uyandırdık birini, çay istiyoruz diye. Üstümüzde incecik tişörtler, kimse yanına kalın bişi almamış, kalını geçtim kolu olan bişey olsa, herşey askılı, bir de yağmur başlamasın mı, donuyoruz ama nasıl. Gidip bir saçak altı bulup sığındık oraya, zaman nasıl yavaş akan bişi ya, o an anladım inan.
Sabah saat 8 de ilk otobüs, o saate kadar yapabildiğim geyiği yaptım, bütün olumsuzluğa rağmen ekip canavar, abi ısındı bu ikisi birbirine, ee böyle zor zamanlar lazımmış demek ki dedim. Sonra güneş doğmadı tabi o sabah, sisli puslu bi hava, ama neyse ki sağ salim binip gittik otelimize.
Orda inanılmaz keyifli 3 gün geçirdik, yağmur 3 gün boyunca yağdı, zaman zaman ara verdi, sonra daha şiddetli başladı, ahşap evlerde çatıya değen o suyun sesi varya, taa iliklerimizde.
Tabi ben prenses Pocahantes olarak, cibinlikli yatağı seçtim uyumak için, diğerleri kaderine razı. Elime aldım kitabımı tadını çıkardım o anın. Sonra nehirde bisiklete binelim dedik, yolda nası güzel elma ağaçları var, benim canım elma çekti dedim, yanaştık bir bahçeye doğru, tam alıcaz elmayı, bir tane köpek koşa koşa geliyor üstümüze, bir kaçışımız var sormayın. Çiçeğim kaptan, ama kağıt üstünde, dondu kaldı, korkudan hiçbişey yapamıyor. Dalga geçiyoruz deniz bisikletini kullanamayan insana kim kaptanlık verdi len diye. Kargam kurtardı bizi neyse ki, soğukkanlılığıyla.
İstanbul'a konsere gelicez, çiçeğim bindiğimiz minibüsün aynasında makyaj yapıyor, tabi alışık değil halk, çektik aldık deli misin sen herkes bize bakıyor, bizimki bir rahat görmeyin. İstanbul kısmı ayrı macera, konsere gittik ama herkes Beyoğlu'nda, zar zor yetişiyoruz merakla beklediğimiz grupların konserlerine bile. Placebo için gitmiştim ben oraya, diğerleri çok da mühim değil diyorum, Brian Molko çıktığında sahneye hipnotize olduğumdan adama, donup kaldım , ondan sonrasını hiiçç hatırlamıyorum. Bir ara ama, lunapark kurmuşlar oraya, ranger'ın üstünde çığlık çığlığaydık onu hatırlıyorum, e kafa güzel.
Sonra tabi meşhur ismimi aldım, karga. Hani bi söz varya kılavuzu karga olanın diye...Ordan işte ismim. Kargamın kargalığı da başka bir şahane organizasyondan, e boşuna mı demişler, bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.
6 yorum:
:)))
otogargara olmuş o:))
hem en güzel organizasyon, biraz akışına bırakılandır. en keyif aldığım tatiller de hiç bir otelde rezervasyon yaptırmadıklarım, marşa basıp gittiklerim. sahi senin anılarına yorum yapıcaktım:))
:))
di mi ama two, bence de akışına bırakmalı biraz, sorun şu ki, toplum buna hazır değil :)
toplum kadar taş düşsün başınıza emii :) two sen böyle içten diledin ya, bize gökten düşen bu karga kılavuzun olsun yazın ortasında donarken :) körler sağırlar sizi, len donduk, köpeklerin saldırısına uğradık ve benim hatırladığım en net sahne, bu iki deli beni bin tane hikayeyle korkutup üst kattaki şahsıma nazır odadan aşağı alırlarken, ortada odanın 3/ 4 'ünü kaplayan cibinlikli bi yatak içinde minimini bi hatun, ve kenarındaki iki besleme yatağında yatan zavallı z ile ben :))ahh z ah, kötü gün dostum benim, zaten hatun bu tatilden sonra kızlardan adam olmaz diyip, evlendi :) kurtardı hayatını, evlenirkende allahım bidaha beni kızlara mecbur bırakma falan diyodu hatta hatırlıyorum:) allah mutlu etsin z'cim, senide kargacım, hatırladım, bunca kargalığına rağmen, geçirdiğim en güzellll tatillerden biriydi..not:ya karga herşey iyi hoştuda bu arada, biz niye bi ara the muse dinlerken, bi sonraki şarkıda rangerin tepesinde bağırıyoduk, (hoş ben küfrediyodum sana o kadarını hatırlıyorum da :)), de oraya kadar nasıl çıktık, orası bende halen muammadır:)))
:))) deliii..
valla karga o kısım dediğim gibi ben de muğlak :)
ya benle geçicek de keyifli olmicak, teyy, şaşarım zaten :)
oradakı lunapark sahıbı benım bırader
illa bi yerden tanıdık çıkcaz adsız birader :) ismini de yazsan diyorum.
Yorum Gönder