12 Haziran 2011 Pazar

99 kocalı Hürmüzdüm ama...




Nasıl oluyordu anlamıyordum, o kadar çok arkadaşım vardı, onlarca insan hayatımda, birbirinden farklı, rengarenk, dinlisi dinsizi, sağcısı solcusu orta yolcusu, farklı ırklardan, farklı dünyalardan, hepsiyle ortak bir tarafım vardı, gecemi gündüzümü birlikte geçiriyor, gülüyor, eğleniyor, dertlerimi paylaşıyor ama bir türlü tam hissedemiyordum kendimi. En mutlu anımda bile tarifi zor bir sızı, bi eksiklik. Bu kadar insan varken hayatımda, gökyüzünde yanlız gezen yıldızlar yeryüzünde sizin kadar yanlızım favori şarkımdı, rakı kahedine sudan sonra en çok yakıştığını düşündüğüm, gece oldu mu gökyüzüne dalıp dalıp söylenecek, yanında kimseler yokken hele daha bir anlamlı, hayatından gelip geçenleri düşünerek söylediğin o hazin şarkı. Ne halt yemeye geldik bu dünyaya, bütün bu olup bitenin bi anlamı var mı, kısa çöp uzun çöpten hakkını bi gün alacak mı, niye bunca kötülük, bunca savaş diye düşünürken, hiçbir şey avutmazken, kandıramazken benliğimi, teselli bulduğum zamanlardı. Hayır yani bilsem ki bir işe yarıyor bütün bu yaşadıklarımız, valla dayanacaktım, atmayacaktım kendimi derin kuyulara, bilsem ki bi amacı var bana kötülük yapanın, sesimi çıkarmayacağım ama, bilmiyorum işte. Kişisel gelişim kitapları okuyorum, anı yaşa, koşulsuz sev, bağışla, vs vs. Niye bağışlayayım beni bırakıp giden adamı da, onu sevmesem hiç değilse olmaz mı, an nasıl yaşanır, geçmiş bunca peşinden gelirken, her gün onlarca insan bir sebepten yanıbaşında ölürken. Düşünüyor düşünüyor ama kader diyemiyordum napayım, bu da benim doğum özrümdü. Hep imrendim birçok insana, ben de istedim, koşulsuz kabul edeyim, sorgulamadan bırakayım hayatı akışına, ama olmadı. Sonra bir gün, çaresizliğin doruğunda, yanlızlıktan ölüyorum yetiş dedim, bir güne daha sabrım kalmadı duy sesimi diye inledim, çıkageldi aniden, sesime ses verdi yankıdan öte. Hala anlamıyorum bi sürü şeyi, hala kafamda dolanıyor on yüz bin milyon baloncuk, ama sonsuz olasılıklar evreninde, bütün bu kaos görünümlü dengenin içinde, hak nasıl bulur yerini hala kafam basmasa da yanlız olmadığımı biliyorum şimdi...

             Ve tabi ki  ;  Zeki Müren / Gökyüzünde Yanlız Gezen Yıldızlar

7 yorum:

Larenta dedi ki...

Çok güzel ..hak nasıl bulur yerini..bazen hiç bulmaz belki de..bunu çözene kadar ömürler tükenip gidiyor işte.Yalnız değilsin ;)

suvebeyaz dedi ki...

teşekkürler Larenta,artık biliyorum yanlız değilim :-)

A.Nilgün Aktaş dedi ki...

Günaydın Tülay'ım. Hak nedir ? Sana göre haksızlık, ona göre haklılık iken, bir anlamı var mıdır haklılığın veya haksızlığın? O zaman en güzeli içindeki mutluluk ve huzur, gerisi palavra. İçinde var olan mutluluk, pozitif enerji ve huzur seni bir an yalnız bırakmasın tatlı arkadaşım. Güzel bir hafta dilerim, herşey gönlünce olsun, sağlıcakla kal.

suvebeyaz dedi ki...

Günaydın Nilücüm..Mutluluk ve huzur hiç peşimizi bırakmasın canım, bence de gerisi palavra :-) Bu arada o kitap varya o kitap, alt üst etti beni haberin ola :-) Güzel bir hafta diliyorum ben de sana, sevgiyle kal..

mayıs yagmuru... dedi ki...

Haklı olmak, iki tarafın olmasıdır ama sevgili kargam...haklının birde haksızı olmalı çünkü olayda.olay dediğinse tutmuşsa iki taraf, suç mahaline döner, yani suça döner olay ..ve bilirsin, o sesine ses veren baloncuklar fısıldar sonra, suç varsa, senin kaçırdığın bişey var demektir. Göremediğin, anlayamadığın bi hesap çıkmıştır karşına, ve sen vereceğini vermeden, alacağını almadan,senin olan her şeyi alacak, gözüne gözüne sokacaktır o bilmediğin hesabın..Suç varsa, bir hak arıyorsan, mutluluktan uzaktır yolun der sana evrenin kuralları..amacın mutlu olmak halbuki, ondan ne kadar uzaklaşırsan, kendine haksızlığında o kadar büyür o halde…dünya gözüyle haklı haksız olmak, kendi ruhunda haksızlığa yol açar der çünkü, ve senin en büyük sığınağın, kendi içindir der…

Bak sana 2010 ağustosunda dünyanın en güzel yerinde duyduğum bir masal anlatacağım bir varmış, bir yokmuş.develer tellal , pireler berber iken, birgün dünyanın kutbiyeti enikonu kaymış..onca insan, medeniyet, kehanet 2012 takvimine binlerce yıl bekledikten sonra o birgün, geri sayım başlamış…onca depremle bastığın yer bile kükrerken ve hatta güneş bile teslim olmuş, patlayıp dururken, en büyük sığınağın, güvenebileceğin en sakin liman, gene kendi içindeki kalmış..sakin dedim ama, öyle kolay değil o sakinlik..istemezsen sakin olmasını, ne fırtınalar patlar , ne dalgalar devirirmiş sakin limanındaki renkli kayıklarını…işte o zaman, başka bi liman aradığın, başkasının limanında güven içinde olabileceğin yanılgısıyla gurbete düştüğün vakitmiş…sonra belki başka bi liman, olmadı bi başkası..ama kalmak zor zanaat, sen kendi limanını sakinleştiremediysen, kimin limanını sakinleştirebilip süt liman yaşayabilirsin ki?. (burada ben giriyorum devreye  yani sevgili kargam, en sakin, en huzurlu, en güvenilir liman, gene senin limanın..senin sesinle coşan, senin yıldızlara okuduğun yalnızlık şarkısıyla iç geçiren, senin 99 hürmüzünüde ayırmadan ağırlayan, ve bekleyen, gerçekten özgürleştiğin tek yerin, kendi olduğunu büyük bi sadakatle bekleyen senin limanın…varsın senin yaralarını senin tuzlu suyun dağlasın kargacım, belki sana bişey anlatmak istiyordur..özgür ol diyordur belki, özgürleş ilişkilerden, yaşamlardan, sorunların çıkmazından…seni gene ben iyi ederim, bu yaraları sana ben yapmadım, ama ben iyileştiririm seni…sen bırak başkalarının dünyalarını dışarıda, anlama o herif bunu niye yaptı diye, yada canım ciğerim dediğin arkadaşın, neden seni görmeye bile katlanamaz olmuş, canı sağolsun…ne zaman isterlerse kapımız gene açık, ama sen yeterki terkeyleme evini barkını…ben iyileşiririm benim olmayan yaraları, bırak acısın ama biraz…bırak çok acısın gerekirse, inletsin kalbinin gıcırdayan kapılarını sıkı sıkı yeniden örterken, bırak özlem içini kavursun, pismanlıklar, umutsuzluklar zifiri karanlık yapsın bir adım önünü……ya sonraaaa…..yani tüm bu vahşi senaryoları yazarken bile içim bi hoş oldu ama, bunca şeyi yaşa…bırak aksın gitsin içinden hepsi, çünkü en korktuğumuz şey, aslında ne biten,ne gelmeyen…en büyük korkumuz bunlar…başrol oyuncuları değişip dursun, senaryo yine aynı…ama bu korktuğun duygulara izin verdiğinde, kucak açtığında, ne olacak peki?........  HİÇBİRŞEYYYY…özgürlük….KORKUSUZLUK…kocaman bi sakinlikkkk…KOLAY MI ? , DEĞİL!…AMA DEĞER Mİ ? DEĞMEZMİİİ  ÇÜNKÜ ÖZGÜRLÜĞE VE EVİNDE OLMAYA PAHA BİÇİLEMEZZZ…

suvebeyaz dedi ki...

Kargaaaaaaaaa,seni sevdiğimi söylemiş miydimm dahaaa önceee... :-)) 2010 Ağustos'unda dünyanın en güzel yerinde yaşadığım masalda, anladığım en güzel şey hayatımın başrolünün kendim olduğudur :-)Özgür kılmak için kendini, herşeye değer dostum, ama kendinden vazgeçmeden..

Not: Bloğuma bölee uzun uzunn döşeneceğine,git de kendi bloğunda bişi yayınla :-)

mayıs yagmuru... dedi ki...

Ah benim kargam, bende seni çok seviyorum..:) kendini özgür kıldığında, kendinin dışında herşeyden vazgeçebilme özgürlüğünü yaşıyosun zaten :)

not: yavrucum bloğumun doğuşuda senin yüzünden zaten biliyosun, so adı olsun kargam sevinsin diye :) hem böyle daa keyifli, sen yazıyosun, ben hazıra konuyorum :)

Yorum Gönder