Efenim yine yepyeni bir gündemle karşınızdayım, aksiyonlara doyamayan ben düz yolda yürümeyi beceremeyerek ayağımı kırdım, bugün on altıncı gün. Bir gün boyunca İstanbullarda bu ayakla gezindim üstelik. Ayak bileğimin kırık olduğunu ertesi gün doktorun söylemesi nedeniyle de on beş koca gündür alçıda.
Tuvalete gitmek hayatımda nicedir lüks haline geldi sevgili okur, son bir yıldır iş ve toplantı yoğunluğu nedeniyle tek mola yerim haline gelen tuvaleti bana çok gören bir zihniyetle karşı karşıyaydım, şimdi de ayağım nedeniyle hareket kabiliyetimin minimuma inmesi münasebetiyle gidemiyorum. Millet hayattan han hamam ister, ben daha tuvalet kısmındayım. Söylediğim her şeyi kendince yorumlayan evren, gözünü seveyim dikkatli dinle.
Efenim bundan birkaç ay önce başladım ben söylenmeye, odaklandığımız bir proje için, bunu da alırsak tükkanı bir ay kapatıyorum bilesiniz diye artistlik yapıyorum patronuma, çalıştıramaz beni hiçbir güç dedim. Evren olayı o kadar güzel kavramış ki, işi alacağımız günün sabahı toplantıya giderken kırdım ayağımı ve taahhüt ettiğim üzere bir ay evdeyim, ve o hiç bir güç beni çalıştırmaya devam ediyor. Ey gezegen, ey evren, hatta paralel evren, söylediğim diğer şeylerde de aynı hassasiyeti bekliyorum, yığınla talebim varken niye algıda seçicisin diye de sormadan geçemiyorum.
İnsan sağlığının kıymetini bu gibi durumlarda çok daha iyi anlıyor, ne çok şeyden mahrumum anlatamam. Banyo yapmak için nerdeyse organizasyon şirketi kuruyorum, yan odaya gidip kitabımı alamıyorum, cep telefonumu şarja takmak için birilerini bekliyorum, dişlerimi fırçalamak için ayağa kalktığımda en fazla durabildiğim süre 3 dakika, ayakkabı giymeyi özledim, kapı çaldığında açan tabii ki ben olamıyorum, üstelik hep aynı şekilde oturmaktan popom acıdı. Sokağı özledim bir de, arkadaşlarımı, serseri şekilde yolları arşınlamayı, bu liste uzar gider de daha fazla ajitasyon yapmayayım, son on iki gün, dayan diyorum kendi kendime.
İşin ilginç tarafı, ayağımı kırdığımı öğrenen bir tek insan evladı farklı bir yorumda bulunmadı, ilk tepkiler, aaa iyi işte dinlenirsin biraz, bu dönemin tadını çıkar, ya inanmayacaksın ama sevindim bile, bir de iyi tarafından bak kafa dinlersin... Bir komşumuz daha da ileri giderek, belli ki dinlenmek istemişsin, ne gerek vardı bunun için ayağını kırmaya, şerefinle otursaydın ya bile dedi. Nasıl bir imajım varsa artık, siz düşünün gerisini.
Arayan her Allahın kuluna ayağımı nasıl kırdığımın detaylarını bütün ısrarlarına rağmen vermemem ayrı bir etki yarattı, size ne kardeşim, hepinize açıklama mı yapacağım, çok ısrar eden bir teyzeye artık dayanamayıp, dayak yedim canım dedim, oldu mu. Hayır ben ağrı sızı içinde kıvranırken niye bi de sizin merakınızı gidermek gibi bir göreve atanmış oluyorum.
Geçmiş olsun ziyaretlerini kabul etmemem de başka bir yamukluk olarak algılandı. Ne kadarınız sizi bu halde insanların görmesinden hoşlanıyor, geçmiş olsun diyince geçiyor mu bilmem ama ben sevmiyorum arkadaş. Geri püskürtmelerime rağmen gelen bir kitle var ki, artık onlara yapacak bir şey yok diyerek keyfini çıkarıyorum. Gelme yönündeki ısrarlı çağrılarıma rağmen gelen halama kurşun döktürdüm bir de, yarebbimm o nasıl bir rahatlık. Hiç boşuna kınamayın beni, bildiğiniz kendime geldim. Bundan sonra altı aylık periyotlarda yaptırcam bunu, başlarım bilimine.
Tabii bir de günlük beslenme düzenim çok renklendi, net iki öğün kelle paça ve türevlerini yiyorum, ne lezzet ama... Bir de doğru yerini mi yediriyor annem bilmiyorum, emin değilim hala, çorbanın analizini yapmaktan helak oluyorum bu yüzden, bu kelle, hah bu paça, bu ne ki diye diye geçiyor ömrüm. Bundan sonra hiç bir yerde işkembeci görmek istemiyorum.
Sonuç olarak, sözcüklerin gücüne bir kez daha inanan ben, bundan sonra ağzımdan çıkacak her şeyi hassasiyetle kontrol edeceğim. Demem o ki, siz siz olun hiç büyük konuşmayın, gözünüzün önüne bakın, hayatı ciddiye alın.. Hele düşüncelerinizi beş kat daha fazla.
Sağlıcakla kalın,
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder