Aylar geçmiş bir iki satır yazı yazmayalı buralarda, elim klavyeye küsmüş bildiğin, biliyorum aklıma gelenlerle ifade ettiklerim ışık yılı uzaklıkta olacak ama olsun kayıt düşülsün tarihe yine de, malum yıl bitiyor, bir muhasebe yapmak şart.
Bu yılın ilk aylarından itibaren öyle sevimsiz bir tabloyla geçti ki günler, aslında ne ben anlatayım ne de sen oku. İlk yarı kişisel yaşamım için depremdi, ikinci yarı ülkece battık boka. Ankara katliamından sonra psikolojik dengem iyice bozuldu, günlerce kimseyi görmek istemedim, gördüklerimle kavga etmemek için zor tuttum kendimi, hatta tutmadım da etrafımda hala anlayış sahibi insanlar var neyse ki, hoş gördüler beni diyelim. İnsanların rahatlığı ve vurdumduymazlığı karşısında öfkem büyüdü. Kaybetme korkusu denen şeyi bir kez daha iliklerimde hissettim.
Günlerdir güneydoğuda olan biteni izlemek ve olağanmış gibi yaşamıma devam etmek fena koyuyor, insanlar ölüyor.. kalanlar ise insanlıktan her geçen gün biraz daha çıkıyor, bir zamanlar benzemekten korktuğumuz o coğrafyaları aratmıyor hiçbir yer. Tartışma programlarında felsefe yapan, söz yarıştıran, yegane otoriteymişçesine ahkam kesen insan topluluğundan tiksiniyorum... Egolarınızı başka alanlarda tatmin etseniz de şu halk rahatlasa.
İnsanların çıkarları uğruna ne kadar gözü kara olabileceğini ülke ölçeğinde gün be gün görüyoruz. Bir şekilde buna kılıf bulan, arka çıkan, ortak olan bütün insanların artık mikro çevremizde bile çok kalabalık olmaları ne acı, keşke siz hep uzaktan ayıplayacağımız bir güruh olarak kalsaydınız.
Bu yıl ümidimi kaybettim ben.. insanların değişebileceğine, vicdan denen olgunun hala hayatta olduğuna, yaşamlarımızın olumlu yönde akabileceğine.. güven duygumu yitirmek koydu en çok.. belki benim büyümemle ülkenin bu hali eşzamanlılık içinde olduğundan oldu bütün bunlar, bilmiyorum...
Anlatmak istediğim çok şey var ama dedim ya ne yazasım var, ne de kelimelere hükmüm. Diyeceğim o ki, ey yeni yıl, bu defa gelirken güneşini de getir..
Bu yılın ilk aylarından itibaren öyle sevimsiz bir tabloyla geçti ki günler, aslında ne ben anlatayım ne de sen oku. İlk yarı kişisel yaşamım için depremdi, ikinci yarı ülkece battık boka. Ankara katliamından sonra psikolojik dengem iyice bozuldu, günlerce kimseyi görmek istemedim, gördüklerimle kavga etmemek için zor tuttum kendimi, hatta tutmadım da etrafımda hala anlayış sahibi insanlar var neyse ki, hoş gördüler beni diyelim. İnsanların rahatlığı ve vurdumduymazlığı karşısında öfkem büyüdü. Kaybetme korkusu denen şeyi bir kez daha iliklerimde hissettim.
Günlerdir güneydoğuda olan biteni izlemek ve olağanmış gibi yaşamıma devam etmek fena koyuyor, insanlar ölüyor.. kalanlar ise insanlıktan her geçen gün biraz daha çıkıyor, bir zamanlar benzemekten korktuğumuz o coğrafyaları aratmıyor hiçbir yer. Tartışma programlarında felsefe yapan, söz yarıştıran, yegane otoriteymişçesine ahkam kesen insan topluluğundan tiksiniyorum... Egolarınızı başka alanlarda tatmin etseniz de şu halk rahatlasa.
İnsanların çıkarları uğruna ne kadar gözü kara olabileceğini ülke ölçeğinde gün be gün görüyoruz. Bir şekilde buna kılıf bulan, arka çıkan, ortak olan bütün insanların artık mikro çevremizde bile çok kalabalık olmaları ne acı, keşke siz hep uzaktan ayıplayacağımız bir güruh olarak kalsaydınız.
Bu yıl ümidimi kaybettim ben.. insanların değişebileceğine, vicdan denen olgunun hala hayatta olduğuna, yaşamlarımızın olumlu yönde akabileceğine.. güven duygumu yitirmek koydu en çok.. belki benim büyümemle ülkenin bu hali eşzamanlılık içinde olduğundan oldu bütün bunlar, bilmiyorum...
Anlatmak istediğim çok şey var ama dedim ya ne yazasım var, ne de kelimelere hükmüm. Diyeceğim o ki, ey yeni yıl, bu defa gelirken güneşini de getir..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder