6 Kasım 2016 Pazar

Bir sonu olmalı bütün bunların...

Cehennemi görmeden şair olamazmış insan, öyle diyordu dün izlediğim bir filmde. Kağıda kaleme dokunmam yeryüzü cennetinden kovulmamla bir oldu benim için de, ne kadar anlatsam o kadar az kaldı. Benim cehennemim 8 Temmuz 95'ti. Beni kendi içime bu denli yönelten, bitmeyen sorgularıma, dünyayla kavgama sebep olan..

Son günlerde ülkede olup bitenler yüzünden, aslında içimde bir taraflara attığım, üzerinde kafa yormamak için görmezden geldiğim o kabus yeniden canlandı. 80'li yıllarda büyüyen her Kürt çocuğu gibi, gizli saklı dinlenilen Kürtçe ağıtlarla büyüdüm ben de, aidiyetlerini açık açık söylemek büyük günahtı, ulu orta konuşulmazdı bunlar. Şansıma bir arada olmayacak ne kadar kimlik varsa vardı ailemde, azınlıklardan azınlık beğen. 

Eline silah alıp, bir gün birisini öldüreceği korkusuyla yıllarca askerliğini erteleyen amcam, yirmilerinin sonlarındayken güney doğuda, dağda girdiği bir çatışmada öldürüldü, tanınmaz hale gelmiş bir bedendi bize teslim edilen. Daha bir hafta öncesinde köyün birinde Kürt çocuklarıyla çektirdiği bir fotoğrafı göndermişti. Kim bilir belki de o çocuklardan birinin abisi, babasıydı çatışmada karşısındaki. Ölümünden altı ay sonra ise çocukluk arkadaşlarından birisinin ölüm haberini aldık, o ise karşı saflardaydı.. Böylesi bir ortamda geçirdim yıllarımı, biraz erken büyüdüm, akan hayata karışamadığı içinse bir yanım hiç büyümedi. Ne kadar düşünürsem düşüneyim olayı anlamayacağını bilmeyen çocuk aklım yıllarca evirdi çevirdi bu konuları kafasında. Son bir kaç yıldır atabildim zihnimin üzerinden o bulutu, bütün bunların hayatın bir parçası olduğunu kabullenmem yıllarımı aldı, hala onarıyorum yara alan yanlarımı. Belki çok erkendi, anlayamayacağım kadar çocuk, hissedebileceğim kadar büyüktüm.

Ne olursa olsun, hiçbir dava haklı olamaz insan hayatının söz konusu olduğu bir yerde. İnsana kıyan hiçbir siyaset, hiçbir hareketin zerre kadar savunulur bir tarafı yok. Her iki taraftan da ölüp giden binlerce gencin ardından bıraktığı yıkık dökük hayatlar bu ülkeyi bu hale getirdi belki de. Vicdanlar artık nasır bağladı, bir annenin evladından vazgeçtiği, vatana ya da bir amaca feda ettiği gün öldü aslında insanlık. İnsan canından vazgeçerse geriye tutunacağı neyi kalır, siz düşünün.

Şimdi yine son olaylarla birlikte siyasetin dışına atılacak bir kesim var, daha küllenmemiş bir ateşi yeniden alevlendirecek olup bitenler, bilenecek yine birileri. Gencecik çocuklar toprağa veriliyor her gün...Haberlerde gösterilen o anne babalara, eşlere, çocuklara dayanamıyorum ben, izledikçe gurur duyanları, sayılar üzerinden böbürlenenleri ise anlamıyorum. Sebebin bile unutulduğu bu kör dövüşünde kimsenin kazanması mümkün değil.

Birileri dur demeli bu gidişe, en yakınından başlayarak durmadan anlatmalı, insan yanına dokunmalı etrafımızdakilerin, düzeltmek için hala bir şansımız varken. İlla ki bir sonu olmalı bütün bunların.. Öfkesini bileyenlere inat, ümidimi büyüteceğim ben, belki birinin cehennemini yıkabilirim diye.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder