Gelmeyen yaza isyanlarımla başlamak istiyorum sevgili blog dost, hani küresel ısınıyoduk lan, bildiğin soğuyo memleket, her gün yağmur her gün buz gibi bi hava, gök gürlüyor yine yeaaaa. Günlerdir coşku içinde yaşıyorum bildiğin, pambik prensesimin tabiriyle, olaylaaaar, olaylaaaar, an geçmiyor ki normal bir vaka ile karşılaşayım.
Geçtiğimiz hafta bilgisayarımın başına gelen elim bir kaza nedeniyle, ne kazası bildiğin hayvanlık ama neyse, verilerimin hiç azımsanmayacak bir kısmını kaybettim. Önce ne olduğunu tam anlamamış olmam nedeniyle bir durgunluk geldi, sonra an be an açıldı zihnim başıma gelen felaketin büyüklüğüyle. Şimdi geriye dönük derin çalışmalar içindeyim, ettiğim ahın öbür taraftan duyulma olasılığı yüksek.
Oldum olası istikrardan yoksun bir bünye olarak, aynı işyerinde beşinci yılımı dün itibariyle tamamladım, tabii aldı beni bir gitme isteği, yıllarımı aynı yüzlerle geçirecek olma korkusu var bende bildiğin. Yaşlanmakla değil ama işyerinde aynı yüzlerle yaşlanmakla derdim. Bu yüzden kendime yeni mecralar yaratıyorum, başıma bir iş almasam bari.
Finans konularında üstün öngörülü kardeşime laf ederken, üstüne bir de kuzenim eklendi, ailemin toptan ekonomi yoksunu olduğuna kanaat getirdim, o genin bende bozulmuş olmamasını ümit ediyorum, hatta yalvarıyorum. Hani Forbes'a röportaj verecektim ya, ekonomi dalında Nobel varsa o benim olacak, olacak dedim başka yolu yok.
Güzide kardeşimin düğün hazırlıkları kapsamında, söz, nişan aktiviteleri, kına gecesi için mekanın bulunup organizasyonun yapılmasının ardından, geçtiğimiz hafta sonunu gelinlik bakmak için ayırdık sevgili blog. Ayna karşısında hayran hayran kendini izleyen genç kızlarımıza, çocuklarının mürüvvetini gören annelerin yağmur bakışlarına maruz kaldım. Gelinlik hayalini çocukluğundan beri kuran, o amacı erişmiş olmaktan büyük keyif alan hanım kızlarımızı görünce, bir kez daha ne kadar öküz bir tabiata sahip olduğumu anladım. Hayal kurmak dediler ya, hayal...şaka değil. Bir kez olsun gelmeyen aklımın geri zekalılığına mı isyan edeyim, bu bünyelerin tuhaflığına mı tüküreyim bilemedim.
Bitmeyen bir tezim, bitmeyen bir bitirme isteğim, bitmeyen bir tembelliğim var. Pazar günü evde oturup iki satır yazı yazmaya çalışırken ne kadar acı çektiğimi gören kardeşim, köpeğini dışarda götürmeye benzer bir edayla, kalk seni bir kahve içmeye çıkarayım, olmayacak bu böyle, karşında ben patlayacağım dedi. Günlerdir cafe cafe geziyorum, çalışmak için benim dışımda akan gürültülü ortamlara ihtiyacım var, evde ders çalışmak gibi bir alışkanlık edinemedim, kütüphaneler de çok kasvetli.
Bu yıl tatile gidip gitmemem, bu hafta alacağım bir habere bağlı, zincirlenmiş hissediyorum kendimi, şayet bu süre içerisinde olumlu bir gelişme olmazsa, bundan sonrası için sağlam bir plan geliştirmem gerekecek. Kendi başıma yaptığım atılımların başıma bela olacağını öngöremedim, sırtımda bir yükle dolaşıyorum aylardır.
Dün akşam uyuz çocukluk arkadaşımla buluşup, biz nerde yanlış yaptık yeaa başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdik. Sonuç, biz hep böyleydik. Yıllardır birbirimizin o kadar salaklığına tanık oluyoruz ki, yaptığımız hiçbir şey karşısında şaşırmıyor diğeri. Nası güzel bir şey var yaa, hayatında böyle birinin olması.
Sonuç olarak o çok istediğim akış var hayatımda, her gün bi yerlere akıyor, bi yerler bana akıyor, stabil duran nesne sayısı sınırlı, evdeki vazo bile yer değiştiriyor. Ben yine hayatımı sorgulamaya başladım, doğru yerde durduğuma bir türlü inanasım gelmiyor, analizler, diyagramlar, hipotezler, yetmiyor anlatmaya zihnimde olup bitenleri. Sen koru beni İsa.
4 yorum:
Hiaaaaa !!! O aynanın karşısındaki piirensesler ertesi gün moloz gibi uyanıyo ya o fena işte :))
bilimsel diil ama hepsimi evlendikten sonra şişko patates olup dötler evren kadar oluyo ? Ne diyosun bu konuda isa ?
analiz hipotes ve diyagramların anfotoselliktel sapmaları sonucunda uzayı bük ve devam et. tatil başka galakside usta !!
çekerim giderim .
dum dum..
:)))
Ayy İsa buna ne desin, genetik bilimi bi yerde:))
Sanırım bi çeşit sınav olarak algılatıldığı için bu güzide kuruma hazırlık, sınavın ertesi günü bi boşvermişlik, ayy nasılsa kazandım modu geliyor:) kadını, erkeği aynı ama haksızlık etme:) Ama istisnalar da tanıyorum, hala kendisiyle ilgilenen, bakımlı ve özenli arkadaşlar:)
uzayı büktüm yine burası denk geldi bana, uygun bi galaksi bulsam durur muyum sanıyosun, her yer ateş pahasıymış, öyle diyollaa, ben daha angara'dan çekip gidemedim, yeni galaksi diyo yaaa:)
:)
beyazz
ustune bir gitme telası gelmisse durmayacaksın;
kendini ege'nin antik bir koyune surup rumca sarkılar esliginde sarhos olurken ''hah iste basardım, uzaklastım bir suru aynı yuzden'' diip ekleyeceksin; simdi onlar dusunsun:))
dip; almanyanın 50 yılla aldıgı gocu 6 ay icinde aldık
bakara makaralar gectik
saraylar yaptık
vs vs
tum bunlar teze basladıktan sonraydı:)
demem su ki, bitsin istemiyorsun:))
:))
yok be mati, hem de nasıl bitirmek istiyorum da, vakit elvermiyor.. hakakten o kadar çok oldu di mi yaa, saray bitti o sürede, bak bunu demeyecektin:)
gitme telaşım öyle şehir değiştirmek üstüne değil ya, yapamam ben öyle kaostan uzak:)) sadece işe dair minör bir değişim, o da kısmet bakalım:)
Yorum Gönder