Efenim etrafımdaki herkes -bir iki benim gibi kazmayı dışında tutuyorum- bir şekilde şikayet etse de, mutsuz numaraları yapsa da, hayatın normal rutine ayak uydurmuş gayet güzel yaşıyor. Zaman zaman pik yapan ilgi görme istekleri, şımarık şikayet etme halleri, insanı çileden çıkaran bencil tutumları her ne kadar benim olayı algılamamı zorlaştırsa da, onlar kaldıkları yerden hayata devam ediyor. Benim gözden kaçırdığım, algılamakta ciddi bir problem yaşadığım, gözüme sokulmaya çalışılan ama aptallıktan algılayamadığım hayati bir gerçek var, valla var.
Zaman benim için donmuş sanki, yaşlanmıyorum da işin ilginç yanı, yüzümdeki bu şapşal ifade değişmez daha bir yirmi sene, ölürsem belki. Uzunca bir süre aradım ben bu gerçeği, bilimde aradım dinde aradım, metafizikte aradım, sanatta aradım, siyasette aradım, psikolojide aradım, yok arkadaş ben bulamadım. Zamanın göreceliliği kavramı benim üzerimde hayat buluyor adeta, gözün kör olsun fizik.
Bu mudur derdin diyeceksiniz, bu valla, sınırları belli belirsiz, görünmez bir kafese kapatılmış gibi hissediyorum kendimi. Çakıldım kaldım bir noktaya, değiştirmek için her ne kadar çaba sarf etsem de aynı noktanın etrafında dönüp duruyorum, başladığım yere geri geldiğimden bilimsel olarak da yapılan iş sıfır, bilim yalan söyler mi, söylemez, ara ara söylediklerini dikkate almayın.
Mutsuz ya da yorgun değilim, zaman zaman böyle hissettiğim de oldu, olmadı dersem oskarlık yalan, ama genel itibariyle bir derviş tevekkülünde geçip gidiyor zaman, ta ki dışardaki aksimi birileri ayna tutup gösterinceye kadar. Dün yine böyle bir gündü, yoksa durup dururken niye yazayım bu yazıyı değil mi, detayları burada anlatmayacağım, zira saçma sapan, olayın benim üzerimdeki etkileri asıl önemli kısmı. İnsanların benden beklentilerini gördüm, hayatlarında nereye oturttuklarını gördüm, bir yandan dünyanın merkezine yerleştirmeye çalışırken kendilerini, öte yandan kendilerine nasıl kıymet biçmediklerini gördüm, gördüm allah gördüm, flu bir resmin birdenbire netleşip sonra tekrar eski haline dönmesi gibi bir şeydi.
Ara ara oluyor böyle zihnimde çakan şimşekler, anlık oksijen bolluğu yıllardır tembel tembel yatmış zihin hücrelerime hücum ediyor ve birdenbire aydınlanıyor dünya benim için. O saniyelik zaman dilimlerinde algıladığım yanıma kar, zaten çokta bir şeye ihtiyaç duymuyor bu bünye anlaşılan.
Bugün de böyle, aşırıya kaçtığı yemekten sonra sindirim zorluğu çeken bir mahluk gibiyim, insan demiyorum, çünkü nicedir insani kısımlar eksik dünyamda, kalan son ruhsal kırıntıları da bağışladım, ohh bir rahat bir rahat. Bakalım nereye varacak bunun sonu, sen beni koru isa.
4 yorum:
En sevdiğim yazı bu oldu çok matrak :))
Not: Bu maaşa kimse sana o sırrı söylemez.
:))
Syrakusa, olmuyo ama, sen benim buhranlarıma matrak diyosun:))
Söylemez di mi ya, haklısın valla, ben de beklerim arkadaş, ederi kadar bilgiyi alayım, ona da razıyım:)
Seni öldürmeyen buhran süründürür :)
Al sana hayatın sırrı... Bir tane de benden beleş ;
Pandoranın kutusunu açtım, içinden yaylı boks eldiveni çıkıyo sakın açma :)
:)
Kronik buhran değil neyse ki, istikrarsızım:)
Zaten anca öyle bişey vardır Pandora'nın kutusunda, hep kandırılıyoruz:)
Yorum Gönder