Gri bir sabahtı, sonbaharın kendi renklerini bulmak için dolaştırdığı fırçaları yorgun düşmüş, sarılar, turuncular, kahverenginin bütün tonları.. yerini kurşuni bir ağırlığa bırakmıştı. Yürümekten yorulmuştum, üşümüştüm de biraz sanırım, kollarımı göğsümde birleştirip oturmuştum, bana artık hiçbir şey vadetmeyen ufka dalmıştım uzunca bir süre, çoktan terkedilmiş o bankta. Tek bir şehirde olmadı bütün bunlar, tek bir anının çağrışımları da değildi, biliyorum, yoğrulmuştum attığım her adımla.
Sonrasını kestiremeyeceğin filmler gibiydi aslında yaşamak, dingin ama umarsız bir bekleyiş... geçsin istiyordum sadece zaman, büyük bir hızla yok etsin kendini. Biliyordum, değişmeyecekti hiçbir şey, gözlerin yine kilometrelerce uzaklıktan bana değecek, bense hep yanı başımda hissedecektim seni. Gitme demek zordu, kalmansa ihanet etmek olurdu hayata, bir haine aşık olmak..
Günün belli saatlerine haksızlık ediyormuşum gibi bir hisse kapılırdım bazen, seni düşünmek hep bulabildiğim en ıssız anlara kalırdı, kalabalıklar içinde hala yalnızım. Nedenini bilemediğim kabuslarım vardı, sıçrayarak soluksuz uyandığım ve yanımda olmanı istediğim zamanlar, yetmezdin oysa susturmaya içimde durmaksızın büyüyen cehennemi.
Bu yüzden sevmezdim hiç, sonbahar, gece ve yağmur üçlemesini..
Tarih: Bilinmeyen bir sonbahar
Bu yüzden sevmezdim hiç, sonbahar, gece ve yağmur üçlemesini..
Tarih: Bilinmeyen bir sonbahar
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder