19 Mart 2013 Salı

Kültür sanat da bi yere kadar canım.

Efenim, isyankar kuzu, yağmur adam ve bendeniz suvebeyaz, bir dergi çıkartmaya karar verdik içtiğimiz bir akşamın kafa güzelliğinde, e tabi her yurdum insanı gibi sabaha unuttuk bu projemizi. Aslında bundan sonra yazacağım ilk seyahat yazısı bu dergi için olacaktı ama kısmet değilmiş.

Son günlerin bunalan ruh haliyle attım kendimi Viyana'ya, dedim atalarımın yarım bıraktığı işi ben tamamlayayım, heeyy yeniçeriler başlasın büyük kuşatmaa, şaka şaka, savaş edasında geçen bu hayattan bir nebze olsun kaçmak, biraz nefes almak için gittim onca yolu. Yediğin içtiğin senin olsun gördüklerini anlat derler ya, ben yiyip içtiklerimi de anlatacağım ki, yolu düşen arkadaşlara bir parça katkım olsun, İtalya'da aç kaldım arkadaş, bi Allah'ın kulu uyarsa böyle mi olurdu.

Neyse efenim gelelim detaylara. Önce Ankara'dan Şehr-i İstanbul semalarına, ardından Viyana'ya, Papatya almaya gelmiş beni havaalanına, gümrük filan demeden geçmiş içeri, uçaktan iner inmez karşılamak istemiş, nası duygulandım bilemezsiniz. Atladık bir s-bahn'a, çam ağaçlarının mis kokularını etrafa yaydığı bir parkı geçip gittik şirin evine, sanki en son bir gün önce görüşmüşüz gibi kaldığımız yerden devam ettik hayata, o yorgunluğun üzerine güzeeell bir uykunun ardından ertesi sabah erkenden attık kendimizi yollara.
 
Muhteşem toplu taşım ağını kullanarak Shottentor'a gittik önce- arada çok andım elbet güzelim Ankara'nın trafik neşesini -  merdivenleri çıktığınızda bütün heybetiyle ahh burda okusaydım dedirten bir üniversite ve en az üniversite kadar çekici bir yapı Votiv Kirche hemen sağda.
 
Küçük bir şehir turu yaptığımızı farketmeden geçtik ara sokaklardan, eski çağlarda yaşamak nasıl olurdu acaba diye düşünmeden edemedim. Biraz olsun hissedebilmek için o günlerin müziğini ruhumuzda, Mozart Kaffe'nin karşısında bulunan Vienna İnformation Office'den aldık Schönbrunn Sarayı'nda gerçekleşecek konser biletimizi, klasik müzik, bale, opera..
 


Figl müller'de Almdudler dedikleri orman bitkilerinden yapılmış gazlı bir içecek eşliğinde, Wiener Schnitzell yedik, yanında Erdapfel adında muhteşem bir salata. Tek kelimeyle hepsi de harikaydı, yemeden gelmeyin derim.

Stephansdom'dan gözlerimi alamadım gitti, gotik mimarinin en güzel örneklerinden biri diye sevdim desem değil, hiç anlamam mimariden, neden bilmem bi bağ oluştu aramızda, döndüm durdum etrafında...
 

Belediye binalarına (Rathaus) aşık oldum, böyle bir binada belediye memuru olurum arkadaş. Önündeki meydanda yaz kış farklı aktiviteler düzenleniyormuş, buz pateni pistinde eğlenen insanları gördükçe içim gitti. Viyana'nın yaşayan, en çok nefes alan bölgesi.
 
Rathaus'un karşısında yer alan Landtmann Kaffe, politikacıların buluşma mekanıymış, oraya mı gitsek Central Kaffe'ye mi derken seçimimizi ikinciden yana kullandık, Apfel Strudel  ve Melange - bildiğiniz sütlü kahve - ile güzelim ortamın tadını çıkardık. Radyoloji kongresi nedeniyle dünyanın dört bir yanından gelen yakışıklı doktorlar sayesinde daha bir hareketliydi inan her yer.
 

Naschmark'ta gitmeden olur mu hiç, bir gün pazar yerini dolaştık bi güzel,  insanın gözü doyuyor rengahenk o ortamda, sonra bir akşam deniz mahsulleri yiyebileceğimiz bir yere götürdü papatya beni, Ermeni asıllı bir İstanbul'luya ait bir mekan. Zeytinyağlı bir sos getirmişler, ahh yurdum lezzeti diyip, ikincisini de istedik, gören üç gün aç kaldığımıza inanabilirdi.

Şimdiki National Bibliothek olan Hofburg Sarayı'nın bahçesinde gezindik, Prinz Eugen'in II.Viyana Kuşatmasındaki başarısına ithafen dikilmiş at üstünde heykeli meydan okuyor şehre hala. Atın ayakları altındaki tuğlu hilal hiç olmamış bilesin ama.
Museum quartier'a gittik, bir çok müze ve tarihi yapının bir arada bulunduğu bir meydanda banklara oturduk. Amasra'da sahilde oturup içtiğimiz gece geldi aklımıza, hey gidi günler heyyy dedik, kimin aklına gelirdi bütün bu olanlar.

Grinzing meyhanelerini görmeden olmaz dedi papatya, Bach Hengel Wine adında şirin bi yerde, el yapımı Rot Wine içtik, yanında ementale peynir, yerel peynirleriymiş, bence bizim kaşarımız daha güzel ama :)
 
Karlenberg'e çıkıp şehre şöyle bi tepeden baktık, Polonya Kralı'nın neden Viyana'yı Osmanlılara bırakmamak için bu kadar uğraştığını anlamaya çalıştık, tarih bilgilerime bir sürü yeni bilgi ekledim.
 
Gece hayatı nasıldır acaba buralarda diye merak ettim tabi, şehir merkezinde yer alan Sky Bar'a gittik bir gece, rezervasyonsuz girme ihtimaliniz yok bilesiniz, merdivenlerde kuyruk olan insanların içeri girmek için niye bu kadar heyecan yaptığını anlamadım doğrusu. Stephansdom manzaralı olması dışında beni etkileyen bir tarafı olmadı. Başka bir akşam Schwedenplatz'da Sofitel adında bir otelin restaurant-bar'ına gittik. Muhteşem renklerde bir halıyı andıran tavanı ve şehir manzarasıyla herşey bir harikaydı, berbat tadından ötürü yiyemediğim salata dışında.
 
Hofburg Sarayından aşağıya doğru yürüyünce solda bir konditorei göreceksiniz, tarihi bir yapı içinde bölgenin en eski pastanelerinden biriymiş, adı Demel, burada da  Kronprinzenschnitte yerken memleketimin güzelim tatlılarını andım durdum.

Bir gün, Viyana'ya çok yakın bir başka başkente geçtik, Bratislava'ya, ana istasyondan ( Hlavna Namesti)  otobüsle - 93 numara- Old City'ye gittik, saat kulesinin olduğu aradan girip şehri gezmeye başladık. Tur otobüsü ile kaleye çıkıp bolca fotoğraf çektikten sonra Tuna nehri boyunca yürüyüş yaparak bu gri şehri keşfetmeye koyulduk.
 
Şehri yaşayacağım diye tutturduğumdan, kuaföründen marketine kafesinden müzesine ( Kunsthistorische ve Naturhistorische müzelerini gezmeden gelmeyin ayrıca, her ikisinde yarımşar günümü geçirdim, ayaklarımı hissetmeyecek hale geldim ama değdi elbet, hiç değilse entellektüalitem arttı diyebilirim gönül rahatlığıyla ) her yerini gezdim. Elimde bir yandan fotoğraf makinesi diğer yandan papatya'nın telefonu, açılı açısız bir sürü çekim yaptım, sabrı gerçekten görülmeye değerdi.
 
Ve sonra her güzel şey gibi bu da bitti, geldi çattı gitme vakti, havalimanına doğru gitmek üzere doğru trene binerken bir garip oldum. Gezdiği yerleri böyle büyük bir hevesle benimle gezen, yorulmasına rağmen hiçbir öneriyi geri çevirmeyen, verdiği tarihi bilgilerle bilgi dağarcığımı donatan, dünyanın en güzel tur rehberi canım arkadaşım, şehir rüya gibi olsa da gel sen bir an önce ya....Tur rehberi olma sırası bende bu kez ama.

14 yorum:

absalom dedi ki...

vay vay vay...
biz suvebeyaz nerelerde diyoduk viyanada çıktı:)))

efenim valla sahane bi is yapmıssınız...
viyana denince aklıma viyana filarmoni gelir...
radetzky mars gelir.
strauss gelir ama johann olanı...
e mozart gelir.
freud gelir.
dr bruer gelir.
vals gelir.
polka gelir.
aneammmm hislendim.

:))

oh valla biz burda blok camiasını toplamaya calısalım siz gezin bakalım viyanaları...
aynurrrrrrrrr.



suvebeyaz dedi ki...

:))) Absalom gördüğün gibi Viyana'yı algılayış şeklim senden farklı, yeme içme ağırlıklı inceledim ben:)) haa Strauss'un parkta yer alan heykelinin fotosunu çektim, Mozart kafenin de önünden geçtim:)))

gezmek görmek yaşamak lazım üstadım:) şimdi ikinci tatilimin planını yapıyorum, rüzgar nereye atarsa artık:))

Topla topla bence de, Aynur evlendi dağıldı blog camiası bak, cecilim nerelerde acabaa..

Aynur (Küçük Hala) dedi ki...

geldim Absalom geldim :)

hoşgeldin SUveBEYAZım hoşgeldin
gittin, gezdin, gördün, yedin, içtin
oh çok da iyi ettin

yazını sonuna kadar okudum...bu kadar ismi, cismi böyle aklında tutup, sırasıyla üşenmeden buraya yazdın ya vallahi tebrik ediyorum seni

kendimi düşündüm acaba ben gitsem böyle yazabilir miydim diye...ııhhh yok anacım yok ayrı bir yetenek bu

*******
blog camiasıyla ilgili ben de aynı düşüncedeyim, ne oldu da böyle ıssızlaştı anlamış değilim, birkaç arkadaş dışında çok da keyfi kalmadı bence de...amaaaa buralardan gitmeyi hiiiiç düşünmüyorum onu söyleyim...evlenmiş olsam bile :))

sahi Seçil nerelerde yahu :(

suvebeyaz dedi ki...

:)))
Aynurcum hoşbbulduukk :)unutmayayım diye isimleri, Bratislava'dan Viyana'ya dönüş treninde papatya ile bir kağıda not ettik, canına okudum bu neydi ya şunun adı diye, 3.günde de Viyana uzmanı oldum:)) ama oturup yazmaya üşenmem baaakkk:))ayrıca sen eminim daha eğlenceli yazardın:)
Cecilimi özledimmm bennnnnnn, bilmiyorum nerelerde...üç beş kişi kaldık şunun şurasında hey gidi günler heyyyy:))

Barça'lı Kuzu dedi ki...

23 Nisan tatilini de dört güne çıkarıp bi yere gitsek ya :) yurt içi dışı farketmez...

suvebeyaz dedi ki...

Barça'lı Kuzuuuummm, yavruvatana gidelim:)) ben 4 güne çıkarcam zati, kafam kaldırmaz yoksa yaz tatiline kadar işi gücü:))

matias dedi ki...

oohh miss:))

absalom dedi ki...

efenim bu nasıl donüs yapmak a aaaaa.
kınıyorum vallahi.

varsa bisey bilelim hani:))

protesto ediyorum sizi.
bunuda burdan belirteyim.

suvebeyaz dedi ki...

matias:))

suvebeyaz dedi ki...

absalom:)))
yazıcam bi ara, fırsat bulamıyorum, çılgınlar gibi çalışıyorum şu aralar:))
protesto ediniz efenim, muhalif kim kaldı şurda zati:))

murdum-erigi dedi ki...

Dergi olayı ne de güzelmiş, boş sayfanız kalırsa ben de yazarım ki, mi? Sonuna da derim, bana kalbiniz kadar temiz bu sayfayı ayırdığınız içün teşekkür ederim diye :D Şaka maka, ilkokul hatıra defterlerinden beri bu cümleyi kurmak istemişimdir, sonunda oldu :D

Viyana'yı görmeyi ben de çok istiyorum :D Yemeklerini de istiyorum artık, eksik olmayasın :) Bu not alma işin çok iyi olmuş, başvuru kaynağı gibin. Diğer maceralarınızı da bekliyorum efem :D

deeptone dedi ki...

oh oh hayat sana güzel.
:)

suvebeyaz dedi ki...

mürdümcümm, kısmet bugüneymiş demek ki:)) boş sayfa kalırsa ne demek, her zaman başyazarımız olabilirsin:) Zati bu gidişle toplam 4 sayfalık bi dergi olcak:))

Not alma işini düzenli yapamıyorum amaaa, yanımdaki insana eziyet oluyo bi nevi, akşam oturup biz nereye gittik şimdi bugün, o yediğimizin adı neydi modundayım:))) Çok sıkıcı bi şehirdi yaaa macera filan yok inan, bi ağız tadıyla kaybolamadım bile:))

suvebeyaz dedi ki...

deep:))
arada bi haddinden fazla güzel:)

Yorum Gönder