Günler haftaları, haftalar ayları, aylar da benim yaşama sevincimi kovalayıp durdu pek sevgili blogdost, en nihayetinde öyle bir ruh haline geldim ki, burası son durak olmalı diyorum. Başlayacağım anlatmaya olan biteni de biraz can canlı bir giriş yapayım istedim, bir süsü eksik ya yaşadıklarımın, o da olsun da tam olsun.
Her şey yaz sonuna doğru başladı, birini sevdim, hem de fena, uzun bir aradan sonra hissetmenin güzelliğini yaşadım, ölmediğini bilmek gibi bir his, hiç öle yazmadım ama ne bileyim, ancak böyle anlatabilirim o zaman içimde var olan yaşama sevincini. Sonra ters gitti her şey, mevsim sonbaharken kar boran oldu benim için, derken bir ara güneş açar gibi oldu, o da ne, bu defa büyük bir fırtına. Ölmek gibi bi şeydi, dedim ya hiç ölmedim ama ancak böyle anlatabilirim elimden kayıp gidenleri. Aylar sürdü atlatmam, anlamam zaman aldı, kendimi ikna etmek için günlerimi verdim, şimdi düğününe çağırsa çeyrek altınımı alıp gidecek moda geldim. Ama sen yine de uyma bana, olur da bu satırları okursan, sakın ola çağırma emi, dayanamam yine de.
Bir ara durmaksızın ağlama akşamları düzenledim, ama ne ağlamak, sebepsiz değil elbet. Önce bir intiharla sarsıldım, hayattan gitmek isteyen biri için dualar ettim günlerce, biliyorum çok bencilce, sonra bir arkadaşımızın ölüm haberini aldım, yıllar olmuştu görmeyeli ama hep bir yerlerde durduğunu bilmenin rahatlığı vardı belki de. Ardından bir miniğimizi uğurladık, hiç olmaması gereken bir yaş, hiç beklenmedik bir biçimde, annesinin haline dayanamadım, hele o ilk anlar, gözümde her şey değersizleşti, anlamını yitirdi. Ne varsa öfke duyduğum, affettim herkesi ve her şeyi, sadece içinde bulunduğun ana hükmedebilirdin ve sevdiklerin hayatta olduğun sürece çözümsüz hiçbir şey yoktu. Biraz daha büyüdüm o gece, biraz daha başka bakmaya başladım. Derken teyzemin kanser olduğunu öğrenmemle bir kez daha karardı dünya, şimdilerde daha iyi, biraz zor da olsa tedavi süreci yolunda, sağlık gibi servet yok, en çok da kendinize kıymayın diyorum gördükçe yaşananları. Elbet boş durmadı iş güç, en yoğun zamanlarımı geçirdim, hafta içi hafta sonu demeden çalıştım günde en az on dört saat. Stres desen diz boyu, uykularım kaçtı kaygılarımdan. Ama biliyorum ki savunma mekanizmasıydı bu ruhumun, düşünmemek için çalıştım durmadan.
Her şey çok kötü değildi elbette, biraz daha büyüdüm bu yaşadıklarımla, daha sakin, daha güçlü, daha anlayışlı, daha ulu yüce bir varlık oldum sanırım, çok mu lazımdı bilmiyorum ama. Yine de haksızlık etmeyeyim, güzellikler de oldu, hayatıma bir anlam daha eklendi mesela, miniğim geldi dünyaya, halalığın ardından teyzoşluk sarhoşluğu sardı beni, kokusunu içime çektikçe mutlu olduğum bir varlık var hayatımda artık.
Böylesi bir gündemin içinde dibine battım mutsuzluğun çoğu zaman, fırsat buldukça sevince sığındım. Ama anladım ki olayların içindeyken başka bakıyor insan olup bitene, daha bu sabah fark ettim üzerimden geçen tırı, alıp götürdü enkazı, şimdilerde hasar tespit çalışmaları olacak, ilk iş yitirdiğim o deli sevinci yerine koymaya çalışmak, sonrasına bakacağız, mutluluk değil istediğim, delicesine mutluluk, sen beni anla İsa.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder